Eğer ki bir gün duygularınız size merhaba diyecek olur ise , zat-ı halimden şunları iletin.Bkz.''ONLARIN AMINA KOYAYIM''

1st March 2012

Post

Mavi Su

Kalbi kadar temiz olmasada o toprakları görmek,
Adeta küçük dilini bile bağlamaya yetmişti…
Ve gördüğü mavi gibi olan su;
Onu kendisinden alıp uzaklara götürmüştü.
Ben anladım ki , bir çocuk simasındaydı aşk
Anadolu simasında,
Bir İstanbul kadar serseri,
Ve bir deniz kadar herkesindi.
Benim Anadolu’mun en dolu yerindeydi sanki,
Her bir hücresi babası ve anası gibi kokarken
Koparılan çiçeklerin haddi hesabı olmazdı.
Haram edilen sözler o zaman helal olurdu işte,
Bakışlar ve mimikler en güzel rıhtıma çekilir sevişirdi bir nevi.
Köşeyi döner dönmez bir mavi aşk,
Kalbini hoplatır yerinden seslice.
Merhaba merhaba başalmışken hikaye,
Biri gelir çizik atar en derinine.
O mavi suyun ömrü ne kelimelere doldururmuş,
Ne limanları işgal edermiş  sebebsiz…
Zaman bir fırtına gibi,
Sanki bir bıçak yarası gibi akarken,
Bilirdi elbet biteceğini.
Geldiği yer belliydi sanki,
O zaman deniz mavisi aşk misafirdi,
İnce belli bardağına dolar hemen
Ayrılıklar,sevişmeler,hüzünler ve elvedalar.
Gözlerine bakar sevgililer mübarek,
Sıcak kan edasıyla sıcak olan çayını.
İçsede defolsa diye,
Hala kıyamet gibi akan zaman,
Sandalyeleden ceketini alır ayrılığın
Yardım eder ki kolay gitsin diye.
Ardına bakmadan ayrılan ayrılık
Hiçbir şey olmamış gibi yoluna gider.
Belki hikaye tadında ,
Ya da ,belki de bilemeyiz zümrüt yeşili tadında.
Evet şairi benim bu mavi denizin.
Bir tek ben bilirim olacakları,
Geride ise;
Kalan iki ince belli bardak vardır.

1st March 2012

Post

TEK PARÇA

Bir umudun en kıvançlı talibi olmak ;

Sevmekten beter ediyor.

Dilime dolanıp çözelti misali,

Seyreltik kalan onca ve o kadar şey vardı ki…

Kendi zırhımı parçalamaya yeltenmişken,

Fethedilen bir ülke yada şehirdim.



29th February 2012

Photo reblogged from =ZAMANSIZ OLDU.... = with 2 notes

beyazbitter:

beni erken öldür Beni al zamanın  dışına götür. Biraz sarıl, biraz koru, biraz öp sonra yine sokağa bırak.  Elimden tut var olmayan şeylere ekle zihnimin bataklığından kurtar.  Beni al Tanrı’nın huzuruna çıkar. Ben de ona diyeyim ki, “Tanrım. Beni  olduğum gibi kabul edebilecek bir Tanrı’ya her zaman inanabilirim.” O da  bana, “Yürü git o zaman şeytanla görüş huzurumda ne işin var alla  alla,” desin. “Kim soktu lan bunu içeri megalomana bak,” diye  söylenirken biz şeytanın yanına gidelim. Sen de şeytana de ki, “Şeytan  kardeş, sonuçta sen de bir melektin ama iktidar hırsın vardı. Şeytanı  şeytan yapan iktidar hırsıdır. Eski günlerini özlüyor musun?” Şeytan da  sana, “Sen kaç yaşındasın güzelim?” diye sorsun. “Otuz dört,” de, otuz  beş olduğun halde. Şeytanın gözleri dolsun ama çaktırmasın bizi gene  zamanın içine sepetlesin. Orada bir çay molası verelim geceyi  bekleyelim. O gece beni al kardeşlerinin acılarıyla çarp sonra kendi  yaralarına sar. Biraz sustur, biraz soğuk davran, biraz da teyzem ol.  Konuşabilecek gücümüz varsa ağladıklarımız yalan. Sahiden bak. Beni al  biraz sarhoş et biraz saçlarına tak biraz da yağmurların peşinden  koştur. Beni al erken öldür mutsuzluk uzun sürmez. Emrah Serbes

beyazbitter:

beni erken öldür

Beni al zamanın dışına götür. Biraz sarıl, biraz koru, biraz öp sonra yine sokağa bırak. Elimden tut var olmayan şeylere ekle zihnimin bataklığından kurtar. Beni al Tanrı’nın huzuruna çıkar. Ben de ona diyeyim ki, “Tanrım. Beni olduğum gibi kabul edebilecek bir Tanrı’ya her zaman inanabilirim.” O da bana, “Yürü git o zaman şeytanla görüş huzurumda ne işin var alla alla,” desin. “Kim soktu lan bunu içeri megalomana bak,” diye söylenirken biz şeytanın yanına gidelim. Sen de şeytana de ki, “Şeytan kardeş, sonuçta sen de bir melektin ama iktidar hırsın vardı. Şeytanı şeytan yapan iktidar hırsıdır. Eski günlerini özlüyor musun?” Şeytan da sana, “Sen kaç yaşındasın güzelim?” diye sorsun. “Otuz dört,” de, otuz beş olduğun halde. Şeytanın gözleri dolsun ama çaktırmasın bizi gene zamanın içine sepetlesin. Orada bir çay molası verelim geceyi bekleyelim. O gece beni al kardeşlerinin acılarıyla çarp sonra kendi yaralarına sar. Biraz sustur, biraz soğuk davran, biraz da teyzem ol. Konuşabilecek gücümüz varsa ağladıklarımız yalan. Sahiden bak. Beni al biraz sarhoş et biraz saçlarına tak biraz da yağmurların peşinden koştur. Beni al erken öldür mutsuzluk uzun sürmez.

Emrah Serbes

Source: beyazbitter

29th February 2012

Photo reblogged from Öyle işte. with 8,144 notes

Source: epolas

27th February 2012

Audio post - Played 0 times

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Bebek gibi.

27th February 2012

Photo

Fotoğraftakinin duygusal veya zekasal durumunu şu anda bir kenara bırakmak istiyorum ,herşeyden önce buralara kadar zahmet etmiş bir ukala! Siz beni nereden anlayacaksınız.!

Fotoğraftakinin duygusal veya zekasal durumunu şu anda bir kenara bırakmak istiyorum ,herşeyden önce buralara kadar zahmet etmiş bir ukala! Siz beni nereden anlayacaksınız.!

27th February 2012

Post with 1 note

OKU

Senin beni anlayabilmen için ikincil şahıs tekilliğinde yiyeceğin ekmeklerin 40 fırın olup , o ekmekleri bulmanın benim seni bir daha sevecek olmamdan dahada çaresiz bir ütopya olduğunu aklına kazımayı bırak ; söyleyememiş olmandır . Ben hayalimdeki tekil kişilerin izlerini her zaman bıraktım . Hadi şimdi 40 fırın ekmeği nasıl yiyorsun görelim …

27th February 2012

Post

SOSYAL DUYARSIZLIKLAR

       Çağımızın gereklerine ayak uydurmak,her zaman için hiç göremediğimiz bir geminin gidipte oraya demir attığı bir yer olmuştur.Aslında bizim için gerçek doğrular ve fosforlu yalanlar hep en cazip kılınmıştır.Evet iki tezat kavramdan bahsettim.Gerçek doğrular ve fosforlu yalanlar…
       Günümüz dünyasında en fosforlu doğru;popülaritedir.Bu acı duruma en çok sosyal platformlar ve toplumsal imha silahlarında rastlıyoruz.
       İnsanların bir şeyleri kanıtlama çabaları,toplum düzeninde akılları sıra kendilerini topluma mal eden boş insanlar bir şeyler peşindeler…
       Kıyıda köşede yalnızlığa terkedilmiş gençler,seslerini sosyal medyada,sesi ne idü belirsiz ünlüler ise ahlak dışı hareketler ile kendilerini toplumsal imha silahları ile göstermeye çalışıyorlar.
       Demem o ki;ortada fol yok yumurta yok…Zaten…
       Belki özlerinde bu toplumun en yararlı kişileri olacaklar iken toplumun en gereksiz canlıları oluyorlar.Bir köşede elinde kahvesi diğer yanda ciğerlerini mahveden fakat toplumun gelecek nesillerinde en güzel ve en fiyakalı şekilde hatırlanacak olan kişileri ise durmadan yazıyorlar.
       Vay hallerine onların !
       Sakın yanlış anlamayın.Sözlerim onlaradır ki;TİS(Toplumsal İmha Silahları) ve sosyal medyanın kalemini kırıp boyunlarına iplerini geçirdiği gençler.
      Ama Ne Mutludur Ki ;kıyıda köşede kalmış bir elinde kahvesi diğer yanda ciğerleri duman dolmuş yazarlara!
      Bir sivrisinek vızıltısındaki sesimi umarım duyacaklardır…
      Gelelim TİS(Toplumsal İmha Silahları)na…Bu konuda fazla söze gerek yok diye düşünüyorum.Ne kadar çığlık atsakta o boş insanlar televizyonlarda boy gösterecekler.Bunca yazdığım şeylerin özüne gelmek istiyorum.
      TİS(Toplumsal İmha Silahları) ve sosyal medya kurbanları ; vay halinize !!!
      Ne Mutludur Ki ;acı kahvesiyle ciğeri duman dolu olan abilerime !